9.10.07

Atlantis'in Son Prensi Ankor

"... Güneşsel kürenin ufukta nasıl alçaldığına bak. Tüm arzunla onun durmasını iste, dediğimi yap, bana ne hissettiğini söyle..."
Ankor bir kaç dakika boyunca dediğini yaptı.
"Ne kadar hızlı batıyor. Durmasını ne kadar istersem hareketi o kadar hızlanıyor gibi geliyor."
"Şimdi tersini dile. Ümitsizce batmasını iste... "
"Şimdi isse hareketsiz gibi görünüyor..."
"Sevgili Ankor! Görüyorsun ya, arzuların seni acı ve aldatmacaya itiyor. Sen yaklaşmalarını istersen nesneler uzaklaşarak belirsizleşir, itici olanlar ise yaklaşır. Eğer dinginliğin kucağında hareketsiz durmayı başarabilirsen onları doğru boyutlarında görürsün. Böylece haz ve acı, sağlam ve kusursuz dengeni bozamaz."

Atlantis'in Son Prensi Ankor - Jorge Angel Livraga
Sayfa - 112



28.6.07

küçük prens

"Sonunda küçük prensin gezegeninde, öteki gezegenlerde olduğu gibi, iyi ve kötü bitkilerin varolduğunu öğrendim. İyi bitkilerin tohumları daha iyi, kötü bitkilerin tohumları daha kötü oluyormuş. Ama bu tohumlar göze görünmüyormuş. Toprağın kuytularına gizlenmiş dururlarken arada bir birkaçının uyanacağı tutarmış. Bu tohum başlangıçta biraz çekingenlik gösterse de, kendi halinde güneşe doğru uzamaya başlarmış. Eğer bu bitki yalnızca bir turp ya da bir gül goncası olsa büyümesinde hiçbir sakınca yokmuş. Ama öyle kötü bitkilerdense hemen ortadan kaldırılmalıymış. Şu sıralarda küçük prensin gezegeninde çok korkunç bir bitkinin tohumları sarmış ortalığı. Baobap tohumlarıymış bunlar. Toprağın içi bunlarla doluymuş. Fark etmekte biraz geciktiniz mi, iş işten geçer, bir daha onlardan kurtuluş olmazmış. Bütün gezegeni sararlar, kökleriyle de içerden sıkıca kavrarlarmış. Eğer gezegen küçücük, baobaplar da çok sayıdaysa işte o zaman ufalanıverirmiş gezegencik...
Sonraları küçük prens konuyu, "Bu bir çeşit disiplin," diye açıklamıştı. "Sabah uyandığınızda nasıl yüzünüzü yıkayıp temizlik yapıyorsanız, gezegene de aynı şeyi yapmalısınız; hem de daha büyük bir özenle. Bütün baobapları hemen sökmelisiniz, yoksa bir süre sonra iyice gül fidelerine benzerler. İşte o zaman hangisinin gül, hangisinin baobap olduğunu anlamak da güçleşir. Sıkıcı bir iş bu, ama çok kolay.""


Küçük Prens - Antoine de Saint Exupery
Mavibulut Yayıncılık
Çeviren - Fatih Erdoğan
Sayfa - 22/23/24



14.5.07

devlet

"...ilk bakışta ölçü, öteki değerlerden daha çok bir düzene, bir ahenge benzer.
- Nasıl?
- Ölçü, dedim, isteklerimize, tutkularımıza vurduğumuz bir çeşit dizgindir.Bu anlamın izlerini halk deyimlarinde buluruz. Örneğin, kendini tutma, kendine hâkim olma gibi... Ne dersin?
- Doğru.
- Kendine hâkim olma tuhaf bir deyim değil mi? Kendine hâkim olan, kendinin kölesi olmuş olmuyor mu? Kendinin kölesi olan efendisi de demektir. aynı adam hem köle oluyor, hem efendi.
- Sahi öyle!
- Bana kalırsa, bu deyimi şöyle anlamalı: Bir insanın içinde iki yan vardır: Biri iyi, biri kötü: İyi yan, kötü yanı buyruğuna aldı mı, buna kendine hâkim olma diyoruz, bunu yapanı da övmüş oluyoruz.Tersine, kötü eğitim görme, kötülerle düşüp kalkma yüzünden iyi yan zayıflar da, kötü yanın buyruğuna girerse, böyle birine de kendinin kölesi deriz..."



Devlet - Platon
Türkiye İş Bankası / Kültür Yayınları
Çeviren - Sabahattin Eyüboğlu/M.Ali Cimcoz
Sayfa 129 /430e-431a

devlet

"- Öyleyse şu sonuca varıyoruz: Biri çıkar da, doğruluk, herkese borçlu olduğumuzu vermektir, derse, bundan da doğru adamın borcu, düşmana kötülük, dosta iyilik olduğunu anlarsa, bu sözü söyleyen, akla uygun söz söylemiş olmaz. Söylediği gerçeğe aykırıdır; çünkü, bir kimseye kötülük etmenin hiçbir durumda doğru olmadığını gördük."

Devlet - Platon
Türkiye İş Bankası / Kültür Yayınları
Çeviren - Sabahattin Eyüboğlu/M.Ali Cimcoz
Sayfa 13 /335e

27.4.07

XXXV

"Bir hekim bir hastaya gider ve ona şunu söyler: "Sıtmanız var. Bugün hiçbir şey yemeyiniz, yalnız su içiniz." Hasta ona inanır, teşekkür eder ve ücretini verir. Filozof da bir kültürsüze şöyle der: "Azgın isteklerinizin sonu yok. Kaygılarınız bayağıdır. İnançlarınız sahtedir, yanlıştır." Kültürsüz öfkelenerek çıkıp gider ve alçaltıldığını söyler. Bu ayrılık nereden geliyor? Çünkü hasta ağrısını duyar, ama bilgisiz bu acıyı duymaz."

Düşünceler ve Sohbetler - Epiktetos
İnkılâp Kitabevi
Çeviren - Burhan Toprak
Sayfa 88

16.3.07

kürk mantolu madonna

"...İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu."

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
YKY
Sayfa 12

2.3.07

mektup II,17

"Fukaralığı katlanılmaz kılan şey, zenginliği de çekilmez hale koyar. Değil mi ki hastayı tahta bir döşekte de yatırsan, altın bir döşekte de, hiç bir şey değişmez -onu nereye götürürsen götür, hastalığını da birlikte götürecektir- tıpkı öyle, hasta bir ruh da, zenginlik ya da fukaralık içinde olsa da, derdi hep onun ardından gelecektir."


Ahlâki Mektuplar / Epistulae Morales - Seneca
Türk Tarih Kurumu
Çeviren - Türkân Uzel
Sayfa 59

21.2.07

Mektup II,13

"... Sana bir şey salık vereceğim: vaktinden önce mutsuz olma! Başında dolandığını sanıp korktuğun felaketler, belki hiç gelmeyecek başına, hiç olmazsa şimdiye değin gelmediği kesinlikle. 5. O halde kimi korkularımızbize gerektiğinden çok acı veriyor, kimisi de, hiç gerekmediği halde! Acımızı ya büyütüyoruz ya vaktinden önce acı çekiyoruz ya da acıyı kendimiz yaratıyoruz."

Ahlâki Mektuplar / Epistulae Morales - Seneca
Türk Tarih Kurumu
Çeviren - Türkân Uzel
Sayfa 48